



Türkiye'de her yıl yaklaşık 6 milyon kişi bir depresyon atağı yaşar. Bunların çoğunluğu kadındır. Ne yazık ki, yaklaşık üçte ikisi ihtiyaçları olan yardımı alamazlar. Bazen depresyon belirtileri 6-12 ay içinde kendiliğinden iyileşir. Ancak depresyonun tedavi edilmemesi, daha sonra geçirilecek daha ağır depresyonlara davetiye çıkartır.

Uyku ömrümüzün üçte birini yasadıgımız, gizemleri henüz çözülmemis bir süreçtir. Uyku sürecinde yasanan herhangi bir aksaklıgın, bireylerin genel sağlık durumları ve gündelik yaşamları üzerinde dogrudan etkilere yol açabilecegi bir gerçektir.

TSSH’da tedavinin en önemli parçası hastalığı tanıtmaktır. Çoğu zaman kişi ve çevresi yaşanan belirtilerin bir hastalık olduğunu düşünmez. Büyük bir felaket yaşamış, kayıpları olmuş birisinin üzülmesi, sıkıntı duyması, eski yaşamına dönmekte güçlük çekmesi, yas tutması normaldir.
Her hastanın depresyonu yaşama biçimi birbirinden farklı olduğu gibi, depresyon tedavisinde kullanılan yöntemler de kişiler arasında farklılık gösterir. Hastanın ihtiyaçlarına en uygun tedavi şeklini belirleyebilmek için, belirtilerin ve hastanın bunlardan nasıl etkilendiğinin tam olarak araştırılması önemlidir. Ancak hafif ve orta derece depresyonlarda, çoğu durumda bir psikiyatr ya da psikolog aracılığı ile yapılan konuşma terapileri etkili olur.
Depresyonla ilgili bazı yanlış inançlar vardır. Bunlar hastalığın tedavisinin önündeki en büyük engellerdir. İnsanlar genellikle ön yargıları ve bunlara bağlı inançları ile hareket ederler. Bu ön yargı ve bağlı inançların kendilerine ne kadar zarar verdiğini düşünmezler. En sık düşülen yanlışlar şöyledir:
Bu hekimlere en sık sorulan sorulardan birisidir. Kişi uzun süre depresyon tanısı ile takip edilir, ancak bir gün reçetesine ya da ilaç raporuna baktığında tanı olarak anksiyete bozukluğu ya da psikotik depresyon ibaresi görebilir.
Ani bunaltı, kısa süreli (birkaç dakikadan en fazla bir saate kadar sürebilen) korku nöbetleri ve bu nöbetleri takiben ortaya çıkan antisipatuvar anksiyete (beklentisel kaygı-bu nöbetlerin tekrar olacağına dair korku,kaygı,sıkıntı) ile karakterize bir bozukluktur. Hastalar temel üç tip korkudan bahsederler. Ölüm korkusu, düşüp bayılma korkusu-kontrol kaybı korkusu, çıldırma korkusu.
Hayatın içinde bir yakınını kaybeden, bir trafik kazasından henüz kurtulmuş, kanser olduğu haberini yeni öğrenmiş, psikolojik travma yaşayan insanlarla zaman zaman karşılaşırız. Karşınızdaki insana daha fazla yardım edebilmeniz ve belki de daha önemlisi kendinizi durum karşısında çaresiz hissetmemeniz için ilk anda nasıl davranacağınızı bilmeniz çok önemlidir.
Psikiyatrist, ruh/akıl sağlığı alanında çalışan lise sonrasında altıı yıllık tıp eğitimi üzerine ruh sağlığı ve hastalıkları alanında en az dört yıl teorik ve pratik eğitim almış hekim olarak tanımlanabilir. Psikiyatri alanında eğitim tüm tıp branşlarında olduğu gibi doktora düzeyindedir. Bazı kaynaklarda yazdığı gibi mastır düzeyinde değildir.

İyi bir uyku gün içinde sağlıklı, güvenli, huzurlu, dingin ve hatta başarılı olmanız için enerjinizi yenileyen, beynimizi ve bünyemizi güne hazırlayan, belki de önceki deneyimlerimizi yaşantılarımızı, duygu ve düşüncelerimizi yeniden organize ettiğimiz, planlar yaptığımız, zorluklar karşısında stratejiler oluşturduğumuz psikobiyolojik bir süreçtir. Neredeyse hayatımızın üçte biri uykuda geçmektedir.








![]() | Bugün | 133 |
![]() | Dün | 759 |
![]() | Bu Hafta | 4142 |
![]() | Bu Ay | 11270 |
![]() | Tüm Zamanlar | 213899 |



