Şiddet kavramı sertlik, kaba kuvvet kullanma, katı davranışlar sergileme olarak tanımlanır. Fransızcada şiddet (violence) bir kişiye güç ve baskı uygulama; istediği bir şeyi şiddeti aracı kılarak yapmak ya da yaptırmak şeklinde yer almakta; şiddet uygulama eylemleri zorlama, saldırı, kaba kuvvet,bedensel, duygusal, psikolojik acı çektirme ya da işkence, vurma ve yaralama olarak belirtilmektedir. Hukuksal açıdan bakıldığında da; şiddet ile ilgili davranışlar, kanuna uymamak, kişiye zarar vermek, hakaret etmek, onuru kırmak, huzura son vermek, birinin haklarını çiğnemek, hırpalamak, incitmek, zor kullanmak şeklinde kendini gösterir. Aile içi şiddetin yönü genelde kadına ve çocuğa yönelik olarak belirtilir. Ancak günümüzde durum bir miktar değişmiş görünmektedir. Aile sorunları ile başvuran bir çok ailede şiddetin kadın, çocuk ve erkeğe yönelik olarak üç yönlü ortaya çıkışı söz konusudur.



Günümüzde klasik anlamıyla psikoterapi, psikiyatri pratiği içinde özellikle psikiyatristlerin büyük bir bölümünce, ağırlığını yitirmiş, modası geçmiş bir tedavi yöntemi olarak algılanmaktadır. Bu son derece yanlış bir algılamadır. Psikiyatristlerin, biyolojik psikiyatride yaşanan gelişmeler ve ilaç endüstrisinin olumsuz etkisi ile bu algılama içinde olduklarını düşünüyorum. Psikoterapinin psikiyatristler arasındaki bu olumsuz imajı psikoterapi alanındaki görece yeni uygulamalarla bir miktar olumlu yönde değişim gösterse de biyolojik psikiyatri alanındaki gelişmeler ve ilaç endüstrisinin başat rolü medikal yaklaşımı (ilaçla tedavi) yine de ön plana çıkarmaktadır. Psikoterapi psikiyatri-ruh sağlığı alanında çalışan diğer profesyonellerin sahip çıkmasıyla psikiyatri pratiğinin içinde ağırlıklı yerini yine de korumaktadır. Son yıllarda psikiyatristlerin psikoterapiye ilgilerinde bir miktar artıştan söz edilebilir. Bu psikiyatristler açısından olumlu bir gelişmedir.
1970 li yıllara kadar gelişim birey gelişimini tanımlayan bir kavram olmuştur. Bunun en önemli nedeni psikanalizle başlayan bireyi konu alan kuramların uzun yıllar süren hakimiyetidir. 1970'li yıllarda Erik Erikson’un insan gelişimi üzerine önemli yayınlar yapması ve epigenetik kuramı ortaya koyması ile bu değişmiştir.. Erikson insan yaşamını dönemler halinde ele alanların öncüsü konumundadır. Erikson dan sonra Daniel Levinson (1978), Roger Gould (1972, 1978), Gail Sheehy (1977, 1981) ve Bernice Neugarten (1976) bireyin erişkinlik döneminde geçtiği aşamalar üzerine eğilmişlerdir. Bu kuramcıların öne sürmüş olduğ bilgiler bireye danışma ve yardım söz konusu olduğunda çok önemli açılımlar sağlamıştır.












