Kaygı & Anksiyete

kaygi-hayatin-icindeGünlük hayatımızda kaygı, endişe, korku sıklıkla yaşadığımız duygulardır. Sabah biraz geç kalksak işe geç kalmaktan endişe duyar ve acele ederiz. Sınav haftası yaklaştığında düşük not alma tehlikesi bizi ders çalışmaya yönlendirir. Hasta olmaktan korktuğumuz için sağlığımıza dikkat etmeye çalışır, bir sağlık sorunu yaşadığımızda kaygı duyar hekime başvururuz.

Evimize hırsız girme tehlikesi bizi kaygılandırır, gece kapıyı içeriden kilitleriz. Kaza yapma tehlikesi bizi kaygılandırır ve hızlı gittiğimizi fark ettiğimizde ayağımızı gazdan keseriz. Ilımlı düzeyde bir kaygı hayatımızı idame ettirmemize ve sürdürmemize yardımcı olur.

Kaygı- anksiyete tehlike durumunda hissettiğimiz temel bir duygudur. İki amacı vardır kişiyi tehlikeli durumdan kaçmaya hazırlamak ve tehlikeli durumlardan kaçınmamızı sağlamak. Kaygıyı bir alarm sistemi olarak da düşünebiliriz. Kaygı hissettiğimizde bu bize tehdit altında olduğumuz sinyalini verir. Bu nedenle de önemli, hatta hayati öneme sahip bir duygudur. Eğer hiçbir şeyden kaygılanmıyor olsaydık her türlü tehlikeye açık hale gelir, riskli davranışlar gösterirdik. Bağımlılık yapıcı maddelerin en büyük tehlikelerinden biri de aslında budur. Korku duygusunu baskıladığı için alarm sistemi devre dışı kalır ve alkol/madde etkisindeki kişi her türlü riskli davranışı gösterebilir ya da tehlikeli ortamlara girebilir, başka insanlara zarar verebilir.

Kişi kaygılıyken bir takım bedensel/fizyolojik belirtiler yaşar. Bunlar kaygının şiddetine göre değişmekle birlikte tipik kaygı semptomları şu şekilde ortaya çıkar: Kalbin hızlanması, nefesin hızlı ve kesik kesik olması, kaslarda gerginlik, terleme, bir takım sindirim sistemi belirtileri; şiddetli korku durumunda baş dönmesi, donakalma, titreme, bayılacak gibi hissetme, elde ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma gibi belirtiler bunlara eklenir. Kaygılıyken ortaya çıkan bu durumlara kaçma savaşma tepkisi adı verilir. Bu belirtileri yaşamak nahoş bir durumdur. Ancak evrimsel olarak her bir belirtinin bir amacı vardır. Biz modern bir çağda yaşamaktayız ancak kaçma savaşma tepkisi bundan on binlerce sene öncesinin yaşam şartlarına uyum sağlamak için evrimleşmiş fizyolojik tepkilerdir. O zamanların şartlarında doğa kanunları geçerliydi ve atalarımız vahşi şartlar altında her türlü tehlikeye açık haldeydiler. Bir vahşi hayvan sizi kovaladığında saliselerin bile hayati önemi vardır. En ufak bir yaralanma bile ölümcül olabilir. Bu nedenle korku duygusunu çok ani hissederiz. Birden kalbimiz deli gibi atmaya başlayabilir, kendimizi kaçarken bulabiliriz ya da donakalırız. Kalbin ve nefesin hızlanması kaslara ve diğer organlara daha fazla enerji ve oksijen iletmek içindir. Çünkü tehlikeden kaçarken çok çabuk ve hızlı olmalıyız. Birçok canlı tehlike altında donakalır ya da ölü taklidi yapar. Bu avcılardan korunmak için içgüdüsel bir yöntemdir. Yoğun korku altında insanlarda da donakalmak söz konusu olabilir.

Peki kaygı bozuklukları hangi durumda ortaya çıkar? Kaygıyı sağlıklı ve sağlıksız kaygı olarak ikiye ayırabiliriz. Hissettiğimiz kaygı düzeyi ile öngördüğümüz tehlike algısı orantılıysa bu kaygı sağlıklıdır. Mesela iki doberman köpeğin havlayarak bizi kovaladığını düşünelim. Bu durumda hissettiğimiz korku düzeyi yüksek olsa bile sağlıklıdır. Çünkü gerçek bir tehlike söz konusudur. Köpekler bize ciddi zarar verebilir. Ama diyelim ki sahibinin tasması altında küçük bir fino köpekle karşılaştık ve bu durumda dehşete düşmek derecesinde korku hissettik ve hemen oradan kaçmak istedik. Bu kaygı sağlıklı değildir. Çünkü hissettiğimiz korkuyla potansiyel tehlike orantılı değildir. Köpeğin sahibinin tasmasından kurtulması pek muhtemel değildir. Kurtulsa bile bir fino bize ne kadar zarar verebilir ki.

İkinci olarak sağlıklı kaygılar bize bir iş listesi verir. Diyelim ki uzun yola çıkacağız. Tekerim sağlam mı? Arabaya bakım yaptırdım mı? Yedek lastiğimin havası var mı? Gibi kaygılar sağlıklıdır. Çünkü mantıklı olasılıkları olan muhtemel sorunlarla ilgilidir ve önlem almak için bir iş listesi verir. Arabaya uzun yol bakımı yaptırabiliriz. Tekerleri kontrol edip bir sorun olup olmadığını öğrenebiliriz. Bir de ya yolda giderken kalp krizi geçirirsem ve araba yoldan çıkarsa? Ya önüme bir yaya atlarsa, ya bir çukuru görmezsem ve tekerlek o çukura girip patlarsa ve araba yoldan çıkıp takla atarsa gibi kaygıları ele alalım. Bunlar sağlıksız kaygıdır. Çünkü bu durumlar muhtemel olmakla birlikte gerçekleşme olasılığı çok düşüktür. İkincisi gerçekleşmesini önlemek için yapabileceğimiz çok da bir şey yoktur. Yani büyük ölçüde kontrolümüz dışındadır. Bunları düşünüp aşırı kaygılanıyorsak bu hayatımızı olumsuz etkiler. Yani “ya olursa?” türünden kaygılar sağlıksız kaygılardır.

Kaygı bozukluklarında iki şey söz konusudur. Birincisi kişi tehlikeyi abartır, felaketleştirir ve gerçekleşme olasılığını gerçeğin tersine yüksek görür. İkincisi kendisini bu durumlarla başa çıkmak konusunda yetersiz ve zayıf görür. Obsesif kompülsif bozukluk, panik bozukluk, sağlık anksiyetesi daha çok tehlikenin abartılmasıyla ilgili rahatsızlıklardır. Örneğin sağlık anksiyetesi olan bir kişi başı ağrıdığında beyninde bir tümör olabileceği, ya da beyin kanaması geçiriyor olabileceği ilk aklına gelir ve bundan dolayı da yoğun kaygı yaşar. Tehlikeyi abartma söz konusudur. Salt baş ağrısının çok daha az tehlikeli sebepleri çok daha muhtemelken kişi en düşük olasılığı olan, yetersiz kanıta sahip ama en tehlikeli nedeni düşünmektedir. Yaygın anksiyete, fobiler ve sosyal fobi ise başa çıkma kaynaklarının yetersiz olduğunu düşünmekle ilgili rahatsızlıklardır. Sosyal fobik bir kişi sosyal ortamlarda düzgün konuşamamak, terlemek, titremek, saçma sapan şeyler söylemek vs. gibi şeylerden aşırı kaygılanabilir. Bu durumlar aslında kendi başa çıkma kaynaklarını yetersiz görmekle ilgilidir.